15 Eylül 2009 Salı

Ordaydılar...


Ordaydılar...

Özlediler, özlendiler.. Bir yolunu bulup bir araya geldiler. Yanlız degildiler. Yanlarında olanların dısında kalplerinde tasıdılar digerlerini.. Tüm sevdikleri yanlarındaydı o gece ismen fikren cepte de olsa herkes ordaydı o masada..

Kendimi gördüm o masada büyük bir gülümsemeyle bakındım etrafıma veee "iyi ki varsınız" dedim. Kara bir kedinin hayalleriydi iste hersey...

Özlediler özlendiler.. Sevildiler hemdeee cokkk...

13 Eylül 2009 Pazar

Ağustos Böceği

Per Gynt
Bergen ( ve tabiki Bergende Milonga)
Vamp Konseri
Rotary Yaz Kampı
Norveççe Kursu
Valdres ski gard- Kazanılan ilk para
Kreş
Ehliyet Kursu
1.evlilik yıldönümü
Rafting

İşte bu Ağustos ayının özeti. Sanki hayatınm bilmem kaç km/sa hızla giden bir yarış arabası gibi. O kadar kısa sürede o kadar yerden geçiyorki, bazen şaşırıyorum tüm bunların hepsini yapan ben miyim diye.

Ağustos bir macerayla başladı.Cor ve Willy (Martinin anne ve babası) bize ve tüm aileye - Martinin 3 kardeşi ve onlarn sevgililerine- Norveçli yazar Henrik İbsen' in "Per Gynt" adlı oyununa biliet aldılar. Eee macera bunun nersinde diyeceksiniz. Bir tiyatro oyununu izlemek için insan 6 saat yolculuk yaparsa ve tüm yolculuk boyunca ilginç ilginç yerlerden geçerse sanırım bu o yolculuğu maceraya çevirmeye yeter. 12 kişilik aile ekibimizle ilk mola yerinde bulduğumuz çekirgelerle "Kimin çekirgesi en uzağa zıplayacak" yarışması düzenledik. İtiraf edeyim kazanan ben değildim. Ya ikinci mola yerinde ne yaptık dersiniz? Evde güzelce hazırlanan sandiviçler yendikten sonra, göze çarpan kirzalar kiraz çekirdeğini en uzağa fırlatma yarışmasını akla getirdi Hani insanın gözünden yaş gelene, karnına ağrılar girene kadar güldüğü anlar vardır ya işte buda tam o anlardan biriydi. Şansımıza hava o kadar güzeldi ki güneşte bize gülümsüyordu. & saatl,k yolculuğun sonunda varılan son nokta, 1700 m de dağların arasında göle bakan bir manzarada açık hava tiyatrosu... Sahne tamamen doğal. Muhteşem açılış. sahneye kürek çekerek gelen oyuncular... Orkestra... Arka planda ise güneş gökyüzüyle ışık oyunu oynuyordu. Kırmızılar, morlar, pembeler, sarılar... Unutulmayacak güzel bir anıydı. Benim için tek zor tarafı tüm oyunun Norveçce olmasıydı. Aa Allah2tan kitabın Türkçesini okumuştum çok sorun olmadı anlamak. Keşke diyorum Ankaradayken tiyatronun kıymetini daha iyi bilseydim. Hem biletler o kadar ucuz hemde mesafeler o kadar kısayken...

Ağzımdan hiç düşmeyen "TANGO" , hemde biraz stres atmak için Martinle Bergene gittik. 5 günlük güzel bir tatil. Gerçi hayat bana hep tatil :) Öyle bir şehir ki Bergen kocaman kocaman dağların arasında, önü denize açık, ormanlarla ve şipşirin evlerle dolu. Hem şehir hayatının tüm cazibesi var hemde insanın huzur bulabileceği kafasını dinleyebileceği iki kimlikli bir şehir. Tek sorun 365 günün yaklaşık 300 ünün yağmurlu olması. Bergene gitmeden önce herkes uyardı bak 5 gün boyunca hergün yağmur yağar hayalkırıklığına uğrama dediler. O kadar şanslıydık ki 5 gün boyunca tek damla yağmur yağmadı. Güneş yine tüm pırıltısıyla ordaydı. Ahhh "TANGO". Yeniden dans etmek o kadar güzeldi ki. Ama yinede Neva Palas'ın o büyülü havası yoktu orda. Birşeyler eksikti sanki... Her yiğidin yoğurt yiyişi farklıdır ya, biraz daha farklı bir TANGO vardı dans pistinde, farklı bir ruh. İnsanlar birbirlerine yakınken bir o kadarda uzaktılar... Yaklaşan evlilik yıldönümümüzü kutlamak için iki tane olta aldık Bergende. Eee deniz olurda balık tutmak olmaz mı? Tabi makrel kralı Martin iki saat içinde 4 balık tuttu. Bense 5cmlik bir balık tutunca adım "Baby killer" a çıktı :) Bir aksilik olmazsa seneye Bergen'e taşınmayı düşünüyoruz. Hem iş imkanlarnın iyi olması hemde Bergen Uni. sinde fizyoterapi okulu var. Master yapmak için güzel bir fırsat. Veee tabikii bir başka sebebte tahmin edin "TANGO"
Eve dödüğümüzde bizi bir süpriz bekliyordu. Cor ve Willy bize Vamp diye bir Norveçli müzik grubunun konserine bilet almışlardı.Ailemizden 6 kişilik bir ekiplegittik konsere veee hava yine günlük güneşlikti. Şans işte. Burada havanın pırıl pırıl güneşli olması için insanın şansa ihtiyacı var gerçekten. Çok etkileyici bir konserdi. Müzik böyle birşey işte tek kelime anlamasan bile insanın tüylerini diken diken edebiliyor yada insanın yüzüne kocaman bir gülümseme kondurabiliyor.
Ağustosun ortasında küçük kasabamız Rotary klübünün aracılığıyla farklı ülkelerden gelen, 18-23 yaş arası 10 genci misafir ett. Cor Rotary klübünde gönüllü olarak çalıştığı için biri Alman biri Fransız iki kişi bizde kaldı. Bir hafta boyunca grubu epey gezdirdik Norveç kültürünü yaşayışını tanıttık. Eee tüm etkinliklere bende katılınca Türk kültürüde kaynadı araya :) Rafting turuda yaptırdık ve botlardan birinin rehberide bendim. Artık Martin karışmadan tüm yol boyunca idare edebiliyorum botu. Korkmuyorum dersem yalan olur çünkü büyük dalgalarda panie kapılıyorum. Bu sene rafting sezonunu kapattık. Havalar soğuduğu için katılım azalıyor tabiki. Neyse artık seneye :)
Haftanın iki günü -Pazartesi ve Salıları- Norveçce kursuna gidiyorum. sınıf arkadaşlarımı görünce kendimi şanslı sayıyorum. Diğerleri bir şekilde savaştan kaçıp Norveçe sığınanlar, ölümden kaçıp Norveçe gelmişler. Şanslı olduğumu düşünmek için yeterli bir sebeb.
Çarşamba günleri "Valdres Ski Gard" adında bahçe çiti hazırlayan bir firma için odun paketliyorum. Sağolsun Hacettepe hala diplomaları hazırlamadığı için burada FZT olarak çalışmaya başlayamıyorum. Ekmeğini taştan çıkarmak bu olsa gerek :)
Perşembe ve Cumalarıda 3-5 yaş arası çocuk kreşinde gönüllü olarak çalışıyorum. Norveçce pratik yapmak için güzel bir fırsat. O kadar tatlı ki çocuklar. Hepsi sarı sarı, maviş maviş, öyle çok ağlayıp ciyak ciyak bağırmıyorlarda. Yağmurda yağsa, soğukta olsa ne koşullarda olursa olsun çocukları dışarı çıkarıyoruz. Tüm hava koşullarına alışmaları çıt kırılıdm olmamaları için.
Hafta sonlarıda kafamıza ne eserse onu yapıyoruz. Geçenlerde 1500 m uçurma uçurduk Martinle. İnanır mısınız uçurmayı 250 m yükseğe çıkarmayı başardık. Taaa ki yağmu başlayıp uçurma ağırlaşıncaya kadar. İpleri toplamak epey zaman aldı :)
Ehliyet kursunun teorik kısmı nerdeyse bitmek üzere. Teorik dediğime bakmayın herşeyi uygulayarak yapıyoruz. Gruplara ayrılıp herşey tartışılıyor, o neden önemli şu neden önemli diye. Hele bir ilkyardım teoriği gördük resmen tiyatro oynadık grupça. Pratik dersleri merakla bekliyorum. Haftaya 25 yaşından büyük birinin gözetmenliğinde araba sürme izinim olacak. Ehliyeti almak 5-6 yada daha fazla sürecek.
Siz neler yapıyorsunuz dostlarım? Hepinizi çok özledim. Bu aralar nerden kaynaklandığını bilmediğim slak bir korku oturdu içime. Ya telefonun öbür ucundaki çoktan unuttuysa, ya gerçekten mesafeler girdiyse araya. Bu yüzdendir aramayışım, elimin telefona gitmeyişi.. Ama biliyorum siz hala ordasınız sapasağlam, sevgi dolu...
Ne zaman tüm olanlaı, tüm yaşananları düşünsem acaba birazcık deli miyim diye düşünüyorum? Siz ne düşünüyorsunuz delilik var mı kanımda?
Bir yarım akıllı bir yarım deli...
Dört yanım akıllı bir yanım deli....
Herkes akıllı bir ben deli....
Bir ben deliiiii....
Görüşmek üzere kendinize çok iyi bakın dostlar..
Sevgiler..
İrem :)

Ayin Fotolari :))) http://www.dotphoto.com/go.asp?l=ensinki&AID=5973396&Show=Y&Show=Y&p==

30 Ağustos 2009 Pazar

Ben yaptim Ehhhemm eheeemmm! :)


Eee 30 Agustos zafer bayrami coskusu sardi benide kalkip börek yaptim. Türkiyem Zafer bayramin kutlu olsun!

23 Ağustos 2009 Pazar

İrem- Martin Ensink Çekirdek ailesi 1 yaşında :)




Anladım ki;

Anladım ki;
kendini seven insan güzel dans ediyor tangoda ve hayatta
Biliyordum, anlatmışlardı 
Ancak uygulamamıştım şimdiye kadar

Aslında şu oluyor: 
Kendini sevince kendine itina ediyorsun
Kendine itina edince yaptığın her şeye de itina ediyorsun
Yataktan kalkışına, yüzünü yıkayışına, yediğine içtiğine,
Sürecin başından sonuna kadar hepsine

Bu çok önemli zira: 
Tek hayatın var senin
İş hayatın ayrı, özel hayatın ayrı, dans hayatın ayrı değil
Bir tarafta yaptığın diğer tarafa da yansıyor

O yüzden: 
Merkezinde duracaksan dans ederken, yaşarken de dur
Alanına saygı göstereceksen dansta kendinin ve ortağının,
yaşarken de göster
Açık olacaksan dansta, hayatında da açık ol
Ezbere davranmıyorsan farkındaysan dans ederken, hayatında da yap bunu

Tek hayatın var senin

Hatırla: 
Kendine gösterdiğin itina
Hayatın olarak geri döner sana

10 Ağustos 2009 Pazartesi

Yaşam Devrimi

                                                                                                        02.08.09
Sevgili ...........,
  Uzun zaman oldu birşeyler yazmayalı. Nerden başlasam ki yazmaya bilmiyorum? O kadar çok yeni şeyle dolu ki yaşamım, sanırım devrim yaptım diyebilirim.
  Şu anda bunları Bergene giden trende yazıyorum. Bir yandan da İbrahim Özgürün tangolar albümünü dinliyorum. Martin işe bende kursa başlamadan önce bir hafta kaçamak yapalım dedik. Martinin ablası Bergende oturuyor, kalacak yer sorunuda yok. Heeemmmmm yeniden dans etme imkanım da var. Herşeyin yeni olduğu bir yerde yeni bir yer görmek güzel olacak benim için :)
   En son yazdıktan sonra, Martinle birlikte, Janne nin ( Martinin ablası) erkek arkadaşının ailesinin Tvedestrand-Norveçin güneyinde küçük bir kıyı kasabası- daki yazlığına 3 günlüğüne gittik. Ahhhh! Deniz kokusu gibisi var mı? İnsan içine çeker çekmez o kokuyu rahatlıyor. Janne hobi olarak balık tututyor. Bizede öğretti. Martin iki gün içersinde 9 balık tuttu bense 2 taneyle yetinmek zorunda kaldım. Vee tuttuğum balıklardan bir tanesi o kadar kıvrandıki dayanamadım suya geri bıraktım :) Balık tutmak tam bir sabır işi. Sanırım bana hiç bir zamn sahip olamadığım sabırı öğretecek tek iş. 3 günlük o geziden sonra evin yolunu geri tuttuk.
  Ne zaman değişik birşey yapsam, korkutucu , heycan verici, cesaret gerektiren ve anneme anlatsam hep tepkisi şu olmuştur "Sen böcekten bile korkardın...." evet bu ay içersinde anneme aynı cümleyi tekrarlatacak şeyler oldu. Martin ve 10 kişiyle sjoa diye bir nehirde rafting yaptık. Dağlardaki karların erimesiyle oluşmuş bir nehir düşünün hem azgın hemde soğuk ( su soğukluluğu yaklaşık 2-5 derece arasındaydı) Kazayla bottan düşünce anladım ne kadar soğuk olduğunu. tur bitip karaya ulaştığımızda bacaklarım uyuşmuştu. Bu arada rafting rehberliği eğitimim hala devam ediyor. Bu ay içinde tek başıma ilk botumu idare edebildim( Tabiki Martinin gözetmenliğinde) Bence rafting bir nevi dans, tek fark dalgalarla dans ediyorsun... Gerçi büyük soromluluk...
  Bu arada geçen mektubumda burada dans edemediğimden bahsetmiştim. Dans edemiyorum ama TANGO için birşeyler yapıyorum. Dikiş dikmeyi öğreniyorum. Eeee ne alaka diyeceksiniz olurda bir gün milonga gecesinde giyersem diye kırmızı kadifeden bir elbise diktim kendime :) Dikiş dikmek eğlenceli ama tek zor tarafı kendime diktiğim için ölçü almak zor oluyor.Bu konuda herhangi bir öneriniz olursa bana yazın olur mu? Ayrıca bu aralar Alper ( Ergökmen) ve Tuncay (Yılmaz) dan aldığım TANGO müziklerini çok sık dinler oldum. Müzikler için teşekkürler beyler :) 
   Geçenlerde ISSIZ ADAM'ı seyrettim. Damla ve İpeğin ben ankaradayken "Yanlız izlenmemesi gerek" diye bir türlü izletmedikleri film... Canım arkadaşlarım ne kadarda haklılarmış. MArtin izlemek istemediği için yanlız izlemek zorunda kaldım ve sonuç " Salya-sümük, hıçkıra hıçkıra" Veee o da yetmedi bir daha izledim. sonuç yine değişmedi. Çağan Irmak insanın ruhuna dokunmayı nasılda biliyor? Aaaa tabii unutmadan Harry Potter'ın son filiminide izledim. Hayal kırıklığı, gerisi gelecek bir sene daha bekleyin diyorlar resmen.
   Burada eve yardın etmek için düzenli olarak çimleri biçiyor, bahçeden çilekleri topluyorum. Kokum tamamen değişti diyebilirim. Üzerimdeki şehir havası yerini taze biçilmiş çimen ve çilek kokusuna bıraktı. Ayrıca internette bulduğum tarifleri deniyorum zamn buldukça. Spor yapmak için o kadar çok olanak var ki, erken kalkarsam ormana koşmaya gidiyorum. Yanlız bir o kadar da acıkıyor insan, eee oksijen bol olunca bünye acıkıyorda acıkıyor. Umarım bir yolunu bulurda dengelerim.
    Eeee... Sizler neler yapıyorsunuz? Evleneniz, nişanlananınız yada aşka düşeniniz var mı? Yazın bana... İnanın hiç düşünmediğiniz anlarda ben sizi düşünüyorum, özlüyorum. Ne tuhaf değil mi hayat bizim için içinde bulunduğumuz  çember kadar. Zaman başka diyarlardan abşka yerlerdende geçiyor ancak hayatımız bizim merkezi olduğumuz çemberden ibaret. Yarıçapı ise bizim ne kadar uzağı görebildiğimiz, kimi ne kadar çembere dahil etmek istediğimiz kadar değil midir???
   Umarım hep çemberinizin içinde bir nokta olurum...
   Bir dahaki mektuba kadar kedinize iyi bakın arkadaşlar.
                                       Sevgiler İrem :)

8 Temmuz 2009 Çarşamba

Mektubunuz var!




Sevgili arkadaşlarım, dostlarım, Tango dostlarım, ailem ve hayatımda bir şekilde yer edinen herkese merhaba,

'Mektubunuz var.' hemde 2900km uzaktan gelen bir mektup. Sevdiklerimizle bizi bir arada tutan şey 'iletişimin' ta kendisi değil midir? Bende internetten yararlanarak bu bağı hiç koparmamak için bu blogu kurdum. Tüm sevdiklerimi yanı başımda hissedebileyim diye.
Şu anda resmen bir haftadır Norveçte yaşıyorum. Çok değişik bir deneyim. Herşey yepyeni, yeni insanlar, yeni bir dil, yeni hatta çok başka bir mevsim...Ama herşey çok güzel. Gerçi herşeyden mutlu olabilen bir insan için her şey güzel :) Şu bir hafta ne kadar uzun geldi bana. Geçen Salıydı kep atma törenimiz. 'FTR'arkadaşlarım hepinizi tekrar göemek çok güzeldi. Sağlık bilimleri fakültesinde attığımız konfetiler ve ant içmedeki basamak yükselme numaramızla yine FTR nin farkını herkese göstermiş olduk. Hala zor geliyor inanmak okulu bitirdiğimize, sanki tatile gitmişizde geri gelecekmişiz gibi hissediyorum. Sanırım Eylülde daha iyi anlayacağım geri dönmeyeceğimizi. Kep töreninden sonra uzun bir yolculuktan sonra Norveçe ulaştık. Bütün aile bizi sevinçle karşıladılar.Polise kayıt olmam gerektiği için ilk gün belgelerle uğraştık. Burada belge işleri o kadar kolayki hiç para ödemeden kuyrukta beklemeden herşeyi kolayca halledebiliyorsun. Eeee nüfüs 4.5 milyon olunca biraz daha kolay oluyor sanırım :)
Şu anda Martinin anne ve babasıyla yaşıyoruz. Bagn diye osloya iki saat uzaklıkta küçük bir kasaba... Martinin anne ve basıda fizyoterapistler, anlayacağınız tüm aile fizyoterapist dolu.Belli mi olur ilerde TR de klinik açarız. Sonraki günlerde, kışa hazırlık olsun diye evin izalasyonunu değiştiriyorlar, tüm aile beraber evi boyadık. İki katlı ahşap bir ev. Zatwn burada ahşap ev dışında ev görmek çok zor. Dağların arasında,ormanların içinde, kocaman bir ırmağın 
 ayırdığı küçük bir kasaba burası..Geçen hafta o kadar sıcaktı ki sıcaklık 30 dereceyi buldu. İlk kez bu kadar sıcak bir yaz yaşanıyormuş. Benim için o kadar komikti ki marketlerde bikininli hatunlar görmek 30 derecede. Bir haftaya o kadar çok sey sığdı ki odun kestim, rafting yaptım ( rafting rehberi olmayı öğreniyorum süper olacak), her fırsatta ırmakta yüzdüm, balık tuttum, dağa tırmandım... Ama dans edemedim. Ahhh TANGO o kadar çok özledim ki! 
İnsanlar burada her işi yapıyorlar. Belkide bu kadar güçlü olmalarının sebebi bu. Gerçi yapmak zorundalar o kadar pahalı bir ülkeki bazı rakamları duyunca ağzım açık kaldı. Örneğin saç kestirmek 300kr= 75ytl , bir şişe 0.5 lt su 5 ytl, bir ekmek 5ytl... O yüzden herkes her işi yapıyor. Birde burada günler o kadar uzun ki ( yazın) bulut olmadığı zaman gece 12 de burası apaydınlık, 1 gibi hava alacakaranlık oluyor 3 gibi tekrar aydınlanmaya başlıyor. O yüzden insan bir güne o kadar çok şey sığdırabiliyorki...
Bu arada evdekilere bol bol Türk yemekleri yapıyorum bulgur pilavi, közlenmiş patlıcan salatası, www.portakalagaci.com dan bulduğum tarifler ( heheheh Martin gözleme yatpı hamurunuda kendi ellleriyle açtı) Karpuzun tadını özledim burada ki karpuzların hiç tadı yok. Ayrıca Türk kirazıylada övünüyorum. Bizim orada yediğimiz kiraz Turkish cherry adıyla kilosu nerdeyse 70 ytlye satılıyor. Sadece zenginler satın alıyorlarmış...
Martin Ağustosta işe başlayacak, benim fzt olarak çalışmam zaman alacak. Çünkü  Norveççemin seviye 3 olması gerekiyor. Ağustosun ortasında katılmammın zorunlu olduğu Norveççe ve sosyal bilgiler kursu alacağım. Gerçi Bergenstest diye bir sınav var orada seviye 3 olduğumu kanıtlarsam kursa gitmemem gerek kalmayacak. Şimdilik ona çalışıyorum. Bakalım hayat ne getirecek???Herkes Norveççemin iyi olduğunu söylüyor. Martinin TR de yakaladığı popülerliği yalaladım sayılır. Sanırım ülkeler ve diller böyle. Yabancı biri olarak o ülkenin dilini konuşmaya çabaladığınız zaman insanlar sizi seviyorlar. Bu arada ağustosta ehliyet kursuna başlayacağım.(TR ehliyetimi kabul etmediler) Burada ehliyet almak biraz zor 4 aşamadan geçmek gerekiyor. Gündüz sürüşü, karanlıkta sürüş, ıslak zemin ve buzlu zemin olmak üzere...
Şimdilik ne zaman bir daha TANGO yapacağım biraz karanlıkta. Her şeyin olduğu bu kasabada bir tek TANGO yok. Keşke ben biraz daha iyi bilseydim de kurs verseydim burada. Bir haftadır dans etmiyorum ama o kadar özledim ki. Buradaki kütüphaneden ingilizce TANGO hakkında kitaplar buldum, onları okumaya başladım. Şimdilik TANGO benim için kitaplarda ama ondan vazgeçmeyeceğimi biliyorum. Bir şeyi, bir yeri, birini seversiniz ya ama karar veremezsiniz ya o sizin hayatınız da vazgeçilmez olmuşmudur olmamışmıdır diye, işte o zamn bir ayrılık gerekir, bir mesafe bir uzaklaşma... ondan, o yerden, o şeyden uzaklaşınca onu çok çok özlüyor, onu düşünüyor, ona tekrar ulaşmak istiyorsanız EVET o sizin için vazgeçilmez olmuştur. Onun adı TUTKU olmuştur. Sanırım şu anki durum bu benle TANGO arasındaki... Belki TANGO yapmamıyorum ama hayatı TANGO gibi yaşamaya çalışıyorum. Hep merkezimde kalarak, çizgimi bozmadan, tüm ayrıntısına kadar hissetmeye çalışarak hayatı. AkademiTANGO dostları yeni sistem nasıl gidiyor? O kadar güzel görünüyor ki meraktan ölüyorum nasıl diye?
Anlatılacak o kadar şey, paylaşılacak o kadar çok şey ve yazılacak o kadar çok şey var ki korkuyorum detayların arasında kaybolup gitmekten.. Fizyoterapist dostlarım herkes işe girdimi kim ne yaptı mutlaka yazın bana? Tango dostların nerde ne festival var dans nasıl gidiyor yazın bana? Arkadaşlarım dostlarım hayat nasıl kim nerelerde neler yapıyor yazın bana?  Beni habersiz bırakmayın. Bana cevap yazmak isteyenler için email adresim blackcats_dreams@hotmail.com yada fzt.irem.ozturk@hotmail.com Bu arada adreslerini eklemek isteyenler ekleyebilirler. Kim bilir günün birinde gerçek bir mektup ulaşır elinize yada belli mi olur deliliğim tutar atlayıp gelirim. Bilenler bilir süprizleri sever, süprizlerle yaşarım :)
Bir daha ki mektuba kadar kendinize iyi bakın hepinize kocaman kocaman öpücükler.
                            Sevgiler İrem.